Bir Tasarıma Nereden Başlarım?

Benim için boş bir sayfaya bakmakla değil, o boşluğun aslında neyle dolu olduğunu fark etmekle başlar; çünkü her tasarım, daha ilk anda bir bağlam, bir amaç ve bir izleyici taşır ve ben işe ne renk seçeceğimi ya da hangi fontu kullanacağımı düşünerek değil, bu tasarımın ne söylemesi gerektiğini anlamaya çalışarak girerim. İlk olarak kendime bu işin hangi ihtiyaca cevap verdiğini, kiminle konuştuğunu ve karşısındaki kişide nasıl bir his bırakmasını istediğini sorarım; çünkü bu sorular netleşmeden verilen her görsel karar rastlantısal kalır ve güçlü bir anlam kuramaz. Tasarım sürecinde benim için belirleyici olan şey estetikten önce duygudur; sert mi, sakin mi, mesafeli mi yoksa samimi mi bir dil kurulacağı netleştiğinde görsel tercihler de kendiliğinden bir yön kazanır. Bu aşamada çoğu zaman bilgisayardan uzak durur, kâğıt üzerinde düşünmeyi tercih ederim; çünkü eskiz benim için kusursuz sonuçlar üretme alanı değil, fikrin özgürce dolaşabildiği bir düşünme alanıdır. Görsel kararlar, yani renk, tipografi ve kompozisyon, ancak bu düşünsel zemin oturduktan sonra devreye girer ve her biri “güzel” olduğu için değil, anlatılmak istenen anlamı desteklediği için seçilir. Tasarım ilerledikçe eklemekten çok çıkarmaya odaklanırım; çünkü çoğu zaman iş, yeni şeyler ekledikçe değil, gereksiz olanlar ayıklandıkça güçlenir ve netleşir. Portfolyoya girecek bir işi değerlendirirken de kendime hep aynı soruyu sorarım: Bu tasarım sadece bir sonuç mu gösteriyor, yoksa benim nasıl düşündüğümü de anlatıyor mu? Benim için tasarım süreci, bir programı açmakla başlayan teknik bir eylem değil, sorularla ilerleyen, anlam kurmaya çalışan ve sonunda görsel bir dile dönüşen düşünsel bir yolculuktur.

Leave a Comment